BİR VARDI, BİR YOKTU....

                                               

Bir vardı, bir yoktu.  Evvel zaman içinde değil, yüzlerce yıl önce değil, yalnızca onlarca yıl önceydi.  Henüz televizyonun adı bile yoktu, ama   o koca düğmeli radyolardan vardı evlerde.  Sabah erkenden kalkılıp, heyecanla büyüklerin  radyoyu açması beklenirdi. Her gün ayni saatte dinlenen “Arkası yarın”lar, “Radyo Tiyatroları” vardı. Onları dinlerken evde çıt  çıkmaz, kulaklar radyoda,  herkes kendi sahnesinin dekorunu kurardı hayallerinde.

Fonda Barış Manço’nun Dağlar Dağlar’ı  , yıllardır  yüzünü görmediği  oğlunun bir bayram sabahı dönmesini  beklerken kalbi duran yaşlı baba ve onun  başında hıçkırarak  ağlayan anneyi duyunca,  dudaklar ısırılmaya başlanırdı. Gözlerle  çevredekiler  şöyle bir süzülür, ağlayan birisini görünce,   özgürce  süzülmeye başlardı gözyaşları  yanaklardan.

Ne zaman ağlayacağımızı bildiğimiz gibi, ne zaman güleceğimize de kendimiz karar verirdik.

Televizyon izlerken  bizi aptal yerine koyarak, ne zaman gülmemiz gerektiğini bildiren konserve gülücükler  yoktu .

 

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı.  Bütün mahalle birbirini tanırdı.  “Günaydın”lar, “iyi günler” tükenmemişti henüz. Bol keseden, cömertçe dağıtılırdı gün boyu karşılaşılan herkese.

 Yapılan iyilikler asla unutulmaz, hastalar ziyaret edilir, yoksullara yardım toplanırdı.  Gecenin bir vakti  komşunun kapısı  çalınıp bir fincan şeker istenirdi rahatlıkla. Kış akşamları  tüm aile  sıcacık sobanın etrafında toplanır, kestane kokulu söyleşiler yapılırdı. 

Dostluklar bir pula satılmazdı.

Alışverişler  süpermarketlerden değil,  küçük mahalle bakkallarından  “veresiye”  yapılırdı.

Çocuklar henüz  televizyon, bilgiişler ve  Gameboy’lar, tarafından  tutsak alınmamıştı.

Sokaklar cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolup taşardı.

Seksek oynamasını, çember çevirmesini bilmeyen, yaşama  bilgisayar penceresinden bakan , evcilik oyununda kredi kartları kullanan  çocuklar da yoktu .

Üstü başı toprağa bulanmış, ip atlayan, uçurtma uçuran,  komşunun erik ağaçlarına tırmanmaktan dizleri çizikler içinde,  saklambaç  oynarken elindeki  yağ  sürülmüş  bir dilim ekmeği  mutlulukla ısıran çocuklar vardı.

Çocuklar babalarından cep telefonu değil, horozlu şeker isterdi.

Oyuncak bebekler , oyuncak bebeğe benzerlerdi. İsimleri Zeynep olurdu,  Elif olurdu. Yüzlerinde sıcacık bir gülümseyiş,  basit , pamuklu giysileri, çoğu zaman bezden yapılmış kundakları ile kız çocuklarının en ayrılmaz dostu olurlardı.

Oyuncak bebekten çok sosyetik bir kadın görünümlü,  bir ailenin birkaç günlük mutfak gideri kadar paralar ödenerek alınan  “Barbi”ler, “Sindy”ler,  yoktu.

Çocukluğumuzun kahramanlarını da küstürdük sonunda.

 Polyanna,  Keloğlan, Şeker kız Candy     daha fazla direnemediler son derece  modern silahlarla donatılmış “yeni kahramanlara”. 

Dağlar kızı Heidi’nin  büyükbabasıyla, keçileriyle yaşadığı yemyeşil dağlar,  kurtların yaşadığı barut kokulu vadilere  yenik düştü. 

Omuzlarındaki sopanın iki ucunda bakraçlarla yoğurt satanlar, mahalle mahalle dolaşıp “Hallaaaaaaççııı” diye bağıranlar, kalaycılar, macuncular, pamuk helvacılar, elma şekerciler  yerlerini müzikli arabalarla dolaşan “Aygaaaaz”cılar, “temizliiiik” çilere bırakıp geçmişin sayfaları arasında yitip gittiler.  

Kırılan, dökülen eşyalar, hatta sevgiler, dostluklar “yenisini aldığımız  için  eskisi hükümsüzdür” denilerek   kolayca çöpe atılmazdı.

Kırılan şemsiyeleri tamir eden tamirciler,  kırılan kalpleri onarmak için çabalayan duygu  zengini insanlar vardı.

 Kalaylı kapların yerini, çoktan çelik tencereler aldı. Pamuk yataklar yerlerini  “full” ortopedik yataklara bıraktılar.

 

Annelerimizin sandığının bir köşesinde, özenle katlanıp saklanan, gözyaşları ile ıslanmış, kolonya ile kokulandırılmış, ucu yakılmış mektuplar da  yok artık.

Bilgiişlerde yazılan mektupların hüznü de üç gün sürüyor, sevinci de. Bir tuşa basınca siliniyor herşey, yeni bir sayfa açılıyor.

 

Bir vardı, bir yoktu. Evvel zaman içinde,  kalbur zaman içinde, insanlar “insanca” yaşardı.

 

                                   Nuray Bartoschek ©

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !