BEN BÜYÜYÜNCE NOEL ABLA OLACAĞIM!

 Okula ya da işe yetişme telaşı olmaksızın  kahvaltı yapabileceğimiz,  ailecek  birlikte olmanın tadını çıkartabileceğimiz  bir  Pazar sabahıydı.  Dahası, yılın son pazarıydı.  Eşim ve kızım televizyonda çizgi film izliyor,  ben  sabah gazetelerimi okurken, bir hafta sonra yılbaşını nasıl kutlayacağımıza karar vermeye çalışıyorduk.

  Kapı çaldığında  “Bu Pazar sabahı kim olabilir?” diye birbirimize baktık. Kapıyı açtığımda,   kucağında küçük bir bebek olan,  yirmi beş   yaşlarında gösteren esmer kadın” Merdiveninizi yıkamamı ya da ev temizliği yapmamı ister misiniz? Ya da yapılacak başka işiniz var mı?” diye sordu. Doğrusu şaşırmıştım. Çünkü karşımdaki kadın  “para” değil, “iş” istiyordu. Kapı aralığında yaptığımız kısa bir söyleşiden sonra kadının 24 yaşında olduğunu, üç  çocuğu bulunduğunu,  kocası ile birlikte çöplüklerden hurdaları toplayarak geçindiklerini, kocasının ameliyat olduğu için şu an çalışamadığını öğrendim. Kadın utangaç bir biçimde başını öne eğerken “ İlk kez kapı kapı dolaşıyorum” dedi. “Ben dilencilik yapmadım hiç. İş yapmak ve çalışmamın karşılığını almak istiyorum ama …kimse iş vermiyor.Oysa çok sıkıntıdayız, yiyecek yemeğimiz bile yok”

Kadının konuşma biçimi, tavırları inandırıcı olmakla birlikte,  bu konu duygu sömürüsüne çok açık olduğu için anlattıklarının doğruluğundan emin olmak istedim. Okula giden çocuğu varsa bana ismini, okulunu, sınıfını ve öğretmeninin adını söylemesini istedim. Kadın “ Var” dedi. “Oğlum Umut İlkokul birinci sınıfa gidiyor.”  Söylediklerini not aldım. “Ben yiyecek ve giysi toplayıp  çocuğun aracılığıyla evinizi bulurum” diyerek kapıyı kapattım. Eşim anlattıklarımı dinlerken “Sayende çok yakın bir zamanda evin kapısına “Sosyal Hizmet Ofisi” yazmak zorunda kalacağız.” Diye gülümsedi.

 Ertesi günü arabamda yiyecekler  ve dostlarımdan topladığım giysilerle kadının söylediği okuldaydım.  Yüzünde sıcak bir gülümseme ile karşılayan  sınıf öğretmenine geliş nedenimi açıkladığımda “Ah Nuray hanım” dedi. “Bu durumda olan yalnızca Umut değil ki, bu sınıfta daha nice Umut’lar var.  Yiyecek bir dilim ekmeği olmayan, dere yatağında naylon çadırlarda yaşayan o kadar çok çocuk var ki, keşke hepsine yardımcı olabilsek....”

Yıllar önce Brezilyalı yazar Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim.  Ve,  kesinlikle   bir yılbaşı akşamı, yaşadığım kentin yoksul mahallelerinden birisine gidip, daha önceden gizlice belirlediğim yoksul çocukların evlerinin kapılarına, kimselere görünmeden  armağanlar ve çocuklara yazılmış, umut,  sevgi sözcükleri içeren  mektuplar  bırakmaya karar vermiştim. . O çocuklar armağanları benim bıraktığımı asla bilmeyeceklerdi ama yaşamları boyunca unutamayacakları güzel, renkli bir yılbaşı anıları olacaktı.

 Ancak bu düşümü  gerçekleştirememiştim.  Mehmet öğretmenin sözlerini duyunca, birden bu düşümü anımsadım. Yılbaşına tam bir hafta vardı.  Düşlediğim gibi olmasa da, karşımda sevgiye, ilgiye, umuda susamış  tam 32 çocuk vardı.  Mehmet öğretmene heyecanla yılbaşı günü, çocuklara armağanlar getirmek istediğimi söyledim. Ondan da olumlu yanıt alınca eve gidip önce “Ne yapabilirim, Nasıl yapabilirim? ” diye düşündüm.

O hafta süresince bana selam veren tüm dostlarım borçlu çıktı. Tanıdığım tüm dostların, eşimin çalıştığı şirketin, ders verdiğim öğrencilerimin,  kırtasiyecilerin, bakkalların, doktorların, turizmcilerin kapısını çaldım. Kimi 32 adet çikolata aldı, kimi makarna, kimi pirinç aldı, kimi tavuk, kimi defter,  kalem, kitap verdi, kimi oyuncak, giysi.

Bu arada annem ve tüm kardeşlerimle  yılbaşı akşamı bizim evde toplanmaya karar vermiştik. Akşama onlara güzel yemekler hazırlayacağıma söz vermiştim.

Yılın son günü gelip, okula gittiğimde arabam tıka basa doluydu ve bir hafta süresince  karşılaştığım herkese çocuklarımı  anlatmaktan sesim iyice kısılmıştı.  Mehmet öğretmen beni sınıfın kapısında karşılayarak “Çocuklara geleceğinizi söyledim, heyecanla sizi bekliyorlar” dedi.

Sınıftan içeri girdiğimde bir anda minicik eller sarıp sarmaladılar beni. “Noel abla geldi, Noel abla geldi” diye tempo tutarlarken, bir yandan da bana sarılıp öpmeye, dokunmaya çalışıyorlardı. Mehmet öğretmenle birlikte gözlerimiz dolu dolu, ağlamamak için dudaklarımızı ısırarak  armağanları dağıttık. Ellerine aldıkları yiyecekleri öpüyor, sevinç çığlıkları atıyorlardı.

Onlara “Çocuklar, bütün bu armağanları size karşılıksız vermiyorum, benim de sizden bir isteğim var” dediğimde sınıfta büyük bir sessizlik oldu. Az önceki o mutluluk çığlıklarının yerini “Bizim sana verebilecek neyimiz olabilir ki?” diyen endişeli bakışlar almıştı.

“Daha iyi eviniz, giysileriniz olsun, istediğinizi alıp yiyebilmek  istersiniz değil mi?” diye sordum. Hep bir ağızdan “Eveeeeeet” diye bağırdılar.

“Peki, tüm bunlara sahip olmak için ne yapmak gerekli?” diye sordum bu kez.

Birisi parmak kaldırarak “Askere gitmek gerekli” dedi.

Diğeri “Baba olmak gerekli” dedi.

Arkalardan bir kız çocuğu “Ders çalışmamız, çok okumamız gerekli” deyince,

Ben “Evet” dedim. “İşte, doğru yanıt bu. İstediğiniz her şeye sahip olabilirsiniz. Hatta belki siz de “Noel abla”, Noel ağbi” olabilir, başka çocukları sevindirebilirsiniz. Ama tüm bunları gerçekleştirmek için derslerinize çok ama çok çalışmalısınız. Benim sizden tüm isteğim bu.”

Bütün sınıfta “Oh, çok şükür, veremeyeceğimiz bir şeyi istemedi” dercesine bir rahatlama görüldü. Derslerine çalışacaklarına dair bana söz verdiler.

Akşamüzeri, hava karardıktan sonra  eve geldiğimde tüm aile toplanmış beni bekliyordu.

Yılbaşı akşamı için ne alışveriş yapabilmiş, ne de yemek yapabilmiştim.  Ailem de anlayış göstererek bu mutluluk zincirinin önemli bir halkasını oluşturdu ve hep birlikte unutamayacağımız bir yılbaşı geçirdik.

Çocuklarıma gelince:

Onları karne günlerinde ziyaret etmeye devam ettim. Kimi zaman sokakta, çarşıda, pazarda karşılaşıyorum bazılarıyla. Anne ya da babalarının elinden kurtulup, çevredeki insanların tuhaf bakışlarına aldırmaksızın hala “Noel ablaaaaaa” diyerek koşup sarılıyorlar bana.

Ve bu çocuklara birisi “Büyüyünce ne olacaksın bakayım?” diye sorduğunda, alışılmadık bir yanıt alacak biliyorum: “Ben büyüyünce Noel abla olacağım!”

 

Nuray Bartoschek ©

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !